14 Şubat 2012 Salı

İnsanlar 1

     Öykü, klozette otururken banyonun fayanslarını sayıyordu. Bir yandan sonuna kadar geldiği sigarasıyla avunuyordu. Yalnız yaşamaya alışmıştı ama, sigaranın böyle hemen bitmesine alışamamıştı.
      Telefonun çalmasıyla yerinden kalktı, iki odalı evinin küçük antresindeki telefon bir defa çalıp kapanmıştı.
      Mutfağa gitti ve dün akşam yıkamaya üşendiği bulaşıklar için suçluluk hissetti. Mutfağın hali pek de iç açıcı değildi.
      Tuttuğu evin en sevdiği yeri, yani mutfağı böyle dağınık bırakınca kendi kendine kızıyordu. Kare ve küçük bir mutfaktı. Duvar fayansları bej renkliydi ve bir kısmı çatlamıştı. Kapısından girince, öğleden önceyse; kapının tam karşısına denk gelen küçük balkonun camından gözü çok rahatsız eden bir ışık girerdi içeri. Tülleri vardı ama perde almaya hala vakit bulamamıştı.
      Set üstü ocağı boydan boya kahve lekesi olmuştu. Dün yaptığı kahveyi dalgınlıktan taşırmıştı. Kahve lekesi de iyiden iyiye kurumuştu.
      Buzdolabından bir yumurta aldı, ocağa koyduğu küçük tavada yağ eritmeye başladı.
     ''Günlerden pazar'' diye düşündü. ''Neyse ki pazar.''
                                                             ***
      Oğuz, pazar günlerine genelde erken başlardı. Onun için pazar günleri, en yaratıcı olabileceği günlerdi. Kocaman bir kupaya kahvesini koyar ve çizimlerinin başına geçerdi.
      Ev arkadaşı Ali ise pazar günleri geceden kalma olurdu. Hatta odasında mutlaka bir ''hanım arkadaş'' ile uyanırdı ve bu hanım arkadaş genelde bir sonraki hafta farklı hanım arkadaş olurdu.
     Onun bu durumuna Oğuz alışıktı. İki senelik ev arkadaşlığı sonunda mecburen alışmıştı.
     Oğuz kahvesini yudumlarken çizim masasına göz attı, bir haftaya yetiştirmesi gereken projeyi bir türlü kafasında oturtamamıştı. İki aydır bu projeyi düşünmekten resmen kendini unutmuştu. Kumral, seyrek saçları uzamış; sakalları neredeyse birbirine karışmıştı. İki aydır ihmal ettiği spor yüzünden de bayağı hamlamış hissediyordu.
     Ali'nin bu tip dertleri yoktu. Üniversite bir sene uzamıştı. Mimarlık aslında ona göre değildi. Ailesinden gelen paraların suyu çekilmedikçe de çalışmayı bile düşünmüyordu. Öğrencilik iyiydi, güzeldi. Oğuz'dan bir yaş daha küçüktü ve Oğuz'a göre cılız ve kısa bir adam sayılırdı. Siyah ve her zaman kıpkısa kestirdiği saçları, çıkık elmacık kemikleri, küçük denebilecek ve ne zaman aklına bir şey gelse kıstığı kahverengi gözleri vardı.
   Oğuz ise kumral ama oldukça az saçlıydı. Saç telleri aklına gelen her yaratıcı fikir için sevinçten, kendilerini boşluğa bırakmışlardı sanki. Her zaman fular ya da atkı tarzında bir şey takardı ve Ali bu durumla çok dalga geçerdi.
   Bir keresinde Ali : ''Yine de öküzsün lan.O kalın boynuna bez dolayınca n'oluyor? Bak sana yaratıcı bir fikir : Beyaz bir bez al, üstüne çizim yap, onu dola.''
Oğuz, saniyeden daha kısa bir süre için, ''Nasıl olurdu acaba...'' diye düşünmüştü.
                                                               ***
    Emel, annesi ve babasıyla her haftaki pazar kahvaltılarından birindeydi. Yani evdelerdi yine ama, yenilen şeylerden, tabaklara, çatallara kadar aynı; aynı oturma düzeni, aynı sohbetler, aynı taze ekmek ve gazete kokusu....
    Emel üniversite son sınıftaydı. Resim okuyordu ama hala içindeki sanat aşkını hangi sanat dalına aktarsa daha mutlu olacak, bilemiyordu.
    Yarın bir sınavı vardı ama, öyle sanat üstüne değildi. Alması gereken zorunlu ve sıkıcı derslerden birinin yazılı sınavıydı. İkinci kez alıyordu ve yine kalmaktan gerçekten korkuyordu. Dolayısıyla kahvaltıya tam odaklanamamıştı.
    Emel'in babası Kerim Bey, sert bir baba değildi. Aksine, annesi Ayça Hanım, Emel'in doktor veya mühendis olmasını isterken; babası Emel'in resme yatkınlığını fark edip onu teşvik etmişti.
    Annesinin hijyen merakı evlerini biraz sıkıcı kılsa da; Emel kendi odasında ufak çapta bir özgürlük alanı oluşturabilmişti kendine. Daim olan boya kokusu annesini çileden çıkarıyordu ve uzun süren tartışmalar sonunda, annesi odaya hiç karışmayacağına; Emel de, boya kokusunun eve yayılmasına engel olmak için odasını hep havalandıracağına ama koridora açılan kapıyı da asla açık bırakmayacağına söz vermişti.
    Emel yarınki sınava çalışmalıydı. Anne ve babasından izin istedi ve odasına çekildi.
    Kapısını kapattı, penceresini açtı.
                                                                  ***
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder