11 Mart 2013 Pazartesi

Kafes

            Dükkanın kepengini kaldırdığında gün ışığı içeriyi aydınlattı. Eski camlı vitrinini neredeyse üç aydır silmiyordu, camın üstünde biriken toz günden güne kalınlaşıyordu. Kafesleri dışarı koyup sergilemese ve büyükçe ''Pet Shop'' yazan mavi bir tabelası olmasa, ne sattığı belli olmazdı.
             Sol dükkandaki berber Mustafa Bey, kepengin çıkardığı gürültüyü duyar duymaz hemen her sabah yaptığı gibi elinde havlu, gözlüğü burnunun ucunda, telaşla dışarı çıkıp bağırdı:
             -Günaydın Ali Bey! Benim çırak yine geç kaldı.
              Ali Bey, Mustafa Bey'i severdi sevmesine ama bazen, aynı yaşta olmalarına rağmen onun kurduğu ve kendisinin kuramadığı, yıllar geçtikçe de iyice bu konudaki şansının azaldığını düşündüğü aile düzenine; akşam eve gittiğinde onu sevgiyle ve sıcak yemekle karşılayan eşine, içerde ödev yapan; babaları geldiğinde koşarak yemeğe oturan, biri ilkokul biri ortaokula giden çocuklarına çok imrenir; bu imrenme duygusunu bazen öyle yoğun hissederdi ki, neredeyse ondan nefret etmeye başlayacak gibi olurdu. Sonra da tüm bu saçma düşünceler için kendine kızardı.
               Bu da, öyle hissettiği sabahlardan biriydi.
               Önce Mustafa Bey'in sert hareketlerle elini kuruladığı havluya baktı, sonra ellerini cebinden çıkardı. İçinden gelmediğini belli eder bir sesle:
                -Günaydın. Gelir herhalde birazdan.
               Lafını bitirir bitirmez yan yokuştan pat pat koşan bir çocuğun ayak sesleri geldi ve çırak köşeyi dönüp, dükkanın önünde zor durdu. On yaşlarında, kumral ve çelimsiz bir çocuktu. Mustafa Bey çocuğun ensesine hafifçe vurup onu içeri yolladı.
                -Haydi kolay gelsin Ali Bey, diye bağırarak ve kirli önlüğünü savurarak içeri girdi.
                Ali Bey, kapıyı açtığında içerideki tüm hayvanlar adeta onu karşılar gibi ötmeye, havlamaya, miyavlamaya başlıyorlardı. Balıklar da akvaryum ve fanusların içinde ordan oraya çılgınca yüzmeye başlıyordu.
                 İşte tüm bu hareketlilik, ellili yaşlarına varmak üzere olan Ali Bey'e yalnızlığını biraz olsun unutturuyordu.
                 Yaz aylarında sıklıkla giydiği açık renk kısa kollu keten gömleğini giymişti. Altına da oldukça eski olan bir kotunu giymişti. Yılların eskitemediği spor ayakkabılarıyla da kendince günü kurtarmıştı.
                 Zayıf, uzun boylu ve kuru suratlı bir adamdı Ali Bey. Annesi ve babası bundan on iki sene önce Bursa'da trafik kazasında ölmüştü. Olayın travmasını teyzesi ve amcasının yoğunlaştırılmış ve baskıcı ilgisinin de etkisiyle iki senede zor atlatmıştı. Üzüntüsü geçmemişti ama, bununla yaşamaya alışmıştı. On sene önce Bursa'dan Ankara'ya adeta kaçmış, bir arkadaşının teşvikiyle pet shop açmıştı.
                Kafeslerin bir kısmını dışarı çıkardı. Tavşanlar, kediler, köpekler, kapıya yakın bir yere bir hamster ailesi...
                Dükkandaki tüm sakinlerin yemini ve yerlerinden memnun olup olmadığını kontrol ettikten sonra kasanın da olduğu masasına oturdu ve gazetesini açtı. Yine hiçbir şey beklemediği, dükkanı kapatacağı zamana kadar hayatında kaydedeğer en ufak bir değişiklik olmayacağını düşündüğü sıradan günlerden biriydi. İç geçirdi ve sağ dükkandaki çay ocağına telefon açıp bir çay söyledi.
                Çayını beklerken, kedilerden birinin biraz huzursuz davrandığını fark etti. Kapının tam karşısına denk gelen kafese yöneldi.
                 Kapı tarafından gelen ayak sesine:
               -Masaya koyuver Osman, sağol, dedi.
                 Beklediği çay tabağı tıkırtısını duymayınca, sağ omzunun üstünden kapıya baktı.
                 Gün ışığı tam karşıdan geldiği için yüzünü net seçemediği ama vücudu oldukça güzel olan, uzun ve kabarık saçlı bir kadın silüeti, elinde bir kafes ve içinde yavru köpekle kapıda duruyordu. Kadın aniden:
                -Kolay gelsin, dedi. Sesi adeta duygusuzdu.
                -Teşekkür ederim. Nasıl yardımcı olabilirim?
                Konuşurken kadına biraz yaklaşan Ali Bey, kadının yüzündeki neredeyse kusursuz ayrıntıya hayretle baktı. Saçları sarı denecek kadar açık renk ve dolgundu. Gözleri elaydı ve kocamandı. Kaşları belli belirsiz bir ifadeyle gözlerinin üstüne yerleşikti. Gözü ve kaşı arasındaki mesafe müthişti. Burnu küçük, dudakları dolgun ve pembeydi. Yüzünde belli belirsiz, belki de akşamdan silmediği, bir makyaj vardı.Teni bembeyazdı.
                 Bir kadının yüzünü daha önce bu kadar incelediğini hatırlamıyordu. Kadınlar konusunda çok kafa yormuşluğu da yoktu. Zaten dikiş tutturamadığı için hala yalnızdı.
                 Otuz beşinden daha yüksek göstermiyordu kadın. Adını sormak için karşı koyulması çok zor bir istek duyuyordu ama uygun kaçmayacağı için kendini tutuyordu. Kadın:
                -Bu köpeğe bakabileceğimi sanmıyorum.
                -Neden aldınız o halde?
                -Almadım, hediye geldi.
                Ali Bey iç geçirdi ve hayal kırıklığının hissettirdiği ateşi yüzünde hissetti. Tabi ya, sevgilisi filan göndermişti kesin. Ardından bir kavga ve olan her zamanki gibi hediye edilen zavallı köpeğe olmuştu yine. Bu nasıl bir şımarıklıktı, önceden kabul edilmeseydi o halde! Candı bu, oyuncak değildi. Bu şımarık kadın sırf aptal sevgilisi ile kavga etti diye, nasıl olur da böyle gözden çıkarabiliyordu. İyi ki şu aşk meşk işlerine bulaşmadım, böyle kadınlar da var hayatta! Hoş, ben olsam bakıp bakamayacağından iyice emin olur öyle bir evcil hayvan verirdim sevgilime. Aman! Neyse ne!
               -Eviniz mi müsait değil? dedi Ali Bey.
               -Sizi ilgilendirmez. diye çıkıştı Kadın.
               -Bağışlayın. diye karşılık verdi Ali Bey.Şaşkındı.
               Kadın başını bir anlık, elindeki kafese doğru eğdi. Sonra tekrar kaldırıp:
               -Afedersiniz. dedi. Ali Bey iyice şaşırdı.
               Ayakta umarsız şekilde bekliyordu. Derken beklenen çay, yandaki çay ocağından geldi. Kadın birkaç saniye bekleyip kenara çekildi. Osman dükkandan gidince Ali Bey:
               -Oturun isterseniz, dedi.
               Kadın masanın önündeki sandalyeye oturdu ve kafesi de kucağına aldı. Oldukça üzgün görünüyordu. Her zaman oturduğu yere geçen Ali Bey:
               -Çay ister miydiniz? diye sordu.
               -Hayır, teşekkürler.
               Kafesteki sevimli mi sevimli bir golden yavrusuydu. Aptal bir adam yüzünden nasıl vazgeçiyordu, hala Ali Bey'in aklı almıyordu. Cesaretini toplayan Ali Bey:
               -Neden bakamayacağınızı düşünüyorsunuz?
               Kadın kafasını kaldırıp üzgün bir şekilde masanın üstüne baktı. Boş gördüğü kısma kafesi koydu ve kafese küçük bir kız çocuğu gibi alnını dayadı. Belli belirsiz, mırıldanır gibi.
               -Dayımın hediyesi. dedi. Mutlu olayım diye.
               -Mutsuz musunuz?
               Kadın gözlerini Ali Bey'e dikince, Ali Bey bakışlarını çekinerek başka yöne çevirdi.
               -Mutluydum. Ama çok önceden! Bundan on iki sene önce çok mutluydum!
               Kadının sesi sanki gittikçe yükseliyordu. Ali Bey hiç bölmedi. Kadın anlatmaya başladı.
               -O kaza, hayatımı kararttı. Keşke o kazada ben de ölseydim de böyle acı çekmeseydim! Annem, babam, abim... Tüm ailemi o kazada kaybettim! dedi ve dişini sıka sıka ağlamaya başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Göz makyajı hafifçe akmıştı.
               Ali Bey bu tatsız ortak noktalarını dile getirip getirmemekte kararsız kaldı. Bir ortak nokta bulduğu için, hediyenin sevgilisinden olmadığı için seviniyor ama bir yandan da sevindiği için kendine kızıyordu.
             -Anlıyorum. demekle yetindi.
             -Öylesine diyorsunuz, asla anlamıyorsunuz. Kimse anlamıyor. Baksanıza dayım bile, küçük çocuğa ağladı diye oyuncak alır gibi, yarama basayım diye köpek gönderiyor. Yaşam bana böyle büyük bir ızdırapken, bir canlıyla daha uğraşamam.
              Ali Bey şaşkındı ve karışık duygular içindeydi. Kendisi yarasına basmak için bu pet shopı açmıştı,kadın tek bir köpek yavrusuna bile tahammül edemiyordu üstelik yaraları aynı yerde ve aynı büyüklükteydi.Üstünde daha fazla düşünmeden:
             -Kaza nerede olmuştu? diye sordu.
             -Neden sordunuz? diye karşılık verdi Kadın.            
             -On iki sene önce bir kazada ben de ailemi kaybettim. Bursa'da, şu meşhur zincirleme kaza. Ölen beş kişiden ikisi annem ve babam.
            -Diğer üçü de benim ailem, dedi Kadın. Dehşete düşmüş bir ifade vardı yüzünde.
            -Anlıyorum dediğimde samimiydim. dedi Ali Bey ve Kadın'ın gülümsediğini görünce o da gülümsedi.
            Kadın elini saçına götürdü. Sandalyede oturuşunu düzeltti, boğazını temizledi. Etrafa bakındı. Tam o esnada Ali Bey:
             -Bir arkadaşım da bana ''mutlu olayım diye'' burayı açmamı tavsiye etti. dedi. Gülümsemeyi sürdürdü.
             -Mutlu musunuz? diye sordu Kadın.
             -On iki sene önce çok daha mutluydum. dedi Ali Bey ve bir süre sessizlik oldu.
           Çay buz gibi olmuştu ve hiç içilmemişti. Kadın ani bir hareketle ayağa kalktı, kafesi aldı ve:
             -Teşekkür ederim. deyip dükkandan dışarı çıktı. Ali Bey nezaketen ayağa kalkmıştı. Kadın gözden kaybolur kaybolmaz hızla yerine oturdu.
             Gün boyu kafasında, kadının dükkana girişinden çıkışına kadar olan zamanı canlandırdı. O yüz, ifadeler ve ses tonu asla aklından çıkmıyordu.
             Bir iki kişi gelip birkaç şey sordu, onun haricinde satış filan olmadı.
             Dükkanı biraz erken kapattı, bir an önce eve gitmek istiyordu.
                                                                         ***
             Eve gittiğinde hemen üstünü değiştirdi. Dünden kalan yemeğini ısıttı, yedi. Tabağını yıkarken kedilerin mamasını vermeyi unuttuğunu fark etti ve hızla evden çıktı.
             Hava kararmıştı. Yaz olmasına rağmen hafif bir akşam serinliği vardı. Sokaklar iyiden iyiye boşalmış. Dükkanların gerçek kapanma saati gelmiş hatta geçmişti.
             Dükkana varmaya yakın berber Mustafa Bey seslendi:
             -Ne kadar dalgınsın hemşerim! Dışarda bırakmışsın zavallı hayvanı.
             -Yok Abi ne köpeği, hepsini aldım içeri.
             Mustafa Bey berber dükkanına girip bir kafesle geri çıktı.
             -Al bak! diye haykırdı.
             Ali Bey hiç bozuntuya vermeden kafesi aldı. Kadın dükkanın önüne bırakıp gitmişti anlaşılan.
             Kafesi alıp dükkanın içine girdi. Bütün ışıkları açtıktan sonra kafesi açıp köpeği aldı. Çok sevimliydi. Gösterişsiz bir tasması vardı. Masaya koyup başını okşarken tasmanın altında eline bir kağıt takıldı. Bu bir nottu. Heyecanla notu açtı:
              -''Önceden çok daha mutluydum.''diyebilmek için, nasıl bakmak gerekiyor?
              Ali Bey arkasına yaslandı. Notu elinde çevirmeye başladı.
              Çok sonra fark etti; kağıdın arkasında bir telefon numarası yazılıydı...